Sayfalar

Benim için yazmak dünyanın en zor ama en zevkli işidir

 Bir taraftan oynadığım oyuna bakıp bir taraftan facebook'tan birileriyle yazışıyorum. İddaa oynadığım sırada geçen haftanın maçlarını kontrol etmekteyim. Arkada ise dexter ya da house açık oluyor. Bunların hepsi bir arada gerçekleşirken birden duruyorum. Hepsini kapatıp bir şarkı açıyorum.
 Ve başlıyorum kafamı sallayıp eşlik etmeye.. Zihnimi boşaltmaya başlıyorum. Öyle dolu geliyor ki bir süreden sonra; taşıyamayacak haldeyim. Kimisi bu durumu uykusunun gelmesine bağlar. Çünkü uyursan düşünemezsin. Düşünürsün ama bilincinde olmazsın. Bu yüzden uykularımı deliksiz uyumam için içimdekiler beyaz bir kağıda ya da başka bir zihne boşaltmam gerekiyor. Böyle anlarda kendimi ya içki eşliğinde bir arkadaşım ile sohbet ederken ya da bir sigara yakmış, bir taraftan müziğe kulak verirken diğer taraftan da yıldızları izlerken buluyorum. Aslına bakarsanız neredeyse her yazımda zihnimin çok dolu olmasından yakınmama rağmen sanırım ben bu durumdan hoşlanıyorum. 'Farkındalık' hastalığına yakalanmış tribine giren bünyelerin verdiği tepkileri vermiyordum ama.
 'Çağımızın hastalığı; farkındalık. Bende çok büyük sıkıntılar içerisindeyim o konuda' diyen ergenlere kulak asmayın. Çünkü onlar hayatlarını düzeltmeye çalışmayıp sadece oturdukları yerden onları yaratanın çalışma biçimini sorgulamakla meşguldürler. Zamanın akıp gittiğinden yakınırlar. Dünyanın döndüğünden dolayı diye cevap verecekler sorsanız. Bir icraatta bulunup kendi dünyalarına ve diğer insanlara bir şeyler katmaya çalışmazlar. Bugün bilmem kim için ne yaptın da bla da bla da blaa...

 Başlıktan kopuyorum yine farkındayım ama otur az hele bi soluklanalım yeğenim.

 Canım sıkıldığında müzik dinlerim. Sabah kalktığımda müzik dinlerim. Gece kulaklıkları kulağımda unutup uyurum. Hayatımın ritmini şarkıların arasında arıyorum. Duygularımı kontrol edebileceğim, Hulk'a dönüşmemi engelleyecek şeylerin hepsini terk ettim şimdi elimde sadece birkaç tane gitar veya piyano tınısından başka hiçbirşey kalmamış durumda.

 İçimde ne fırtınalar kopuyor bir anlatsam ohoo.. diyerek geziyorum sanıyorsunuz anlattıklarıma bakarak. Ama ne yazık ki içimde hiçbir fırtına falan kopmuyor. Kopamıyor. Ben sadece yaşadığım yerin bana verebildiği imkanları sonuna kadar sömürüp sonra da yapacak birşey bulamayan bir adamım. Biraz müzik, biraz spor ve biraz da sigara ile günlerimi geçiriyorum.

Size hayatımın hikayesini parça parça anlatmak istiyorum fakat gerçekten de parça parça oluyor. Senaryomu ne kadar mükemmel yazarsam yazayım hep 'kader' karşıma bir şey çıkarıyor. Kendi hayatımı kontrol edememe fikri gerçekten kulağa hoş gelmiyor fakat yapabileceğim bir şey yok. Senaryomun kırıldığı noktalarda doğaçlama yapmak zorunda kalıyorum. Ve bu doğaçlama yapmak zorunda kalma durumum son zamanlarda çok fazla olmaya başladı. Bu da benim sinirimi acayip şekilde bozuyor.

 Bazen bir kitap okursun, bir şarkı keşfedersin, bir haber çarpar gözüne, barda bir hatunla tanışırsın, kantinde öylece mal mal çevrene bakınırken birisi kahve dolu bardağı üstüne boca eder, yolda bir hatunun parfümü seni yolundan çevirme noktasına getirir, aşık olursun, yanlış tercihlerden güzel sonuçlar çıkarmaya çalıştıkça daha da boka batarsın, seversin, öpersin, yalarsın, sevişirsin, yaşarsın, nefret edersin, yalnız kalırsın, insanların ortasına atarsın kendini, yaşadığını hissedersin, çimenler daha yeşil gelir gözüne ve dahası...
Bunlar hayatının bazı dönemlerini kapsar. Bu olayların hepsini toplarsak ve biraz da duygu eklersek bir insan hayatı elde etmiş oluruz. Bunların hiçbiri tesadüf değildir dostum. Ama her mutsuzluğu bir mutluluğun izlemesi ya da her mutluluğun sonunun bir mutsuzluk olması gerçeği can sıkar. Bu düzensizliğin sebebi evrenin sen bakarken sıçamıyorum deme şeklidir.

 Kaderin çok mükemmel bir mizah anlayışı vardır. Fakat bazı bünyelerce yanlış anlaşılıp mutsuz olmaları için karşılarına çıkan engellere takılmayı tercih ederler. Sonsuza kadar yaşayacaklarını sanarak önlerine gelen engellerin üzerinden atlayıp koşmaya devam etmek yerine o engelleri oradan yok etmeye çalışırlar. Bazen görmezden gelmenin en güzel çözüm olduğunu çok iyi bildiğim halde ben de dürtülerime karşı koyamayabiliyorum.

 Bazen kendimi insanlardan soyutlayıp sadece müzik dinleyip içerek yazı yazıyorum. Ve gidip insanlara yazdıklarımı okuması için önerilerde bulunuyorum. Beğenilip beğenilmemesi umurumda olmadığından yorumlarına önem vermiyorum. Çünkü her ne kadar olumlu baksalar da gelebilecek en ufak olumsuz yorumda tüm istek gidebiliyor.

 Ve ben diğerleri gibi oturup günün her saatinde yazmıyorum. Biriktiriyorum; arkadaşlarımla tartışıyorum, zaman geçiriyorum. Yatağa yatma vaktim geldiğinde uykumdan fedakarlık edip zihnimi boşaltıyorum. Gün içinde aklıma gelen mükemmel konular ve aforizmaları bir yere not etme ihtiyacı duymuyorum. Bütün gün onları kafamda evirip çeviriyorum ve mükemmele yaklaştığını hissettiğimde yazıyorum. Hiçbir zaman mükemmeli bulduğumu düşünmedim. Bazen insanlar mükemmel olduğumu düşündüler. Bu benim doğal halimi gördüklerinde değildi. Biraz zeka, yetenek ve tecrübenin üzerine eklediğim kültür ile oluşturduğum zırhımı giyip çıktım karşılarına. Ve onlar da inandılar.

 Bu zırhtan bahsedelim sonraki yazıda. Nereden bu konuya geldim bilmiyorum ama daha çok yaşanacak, yazılacak ve üzerine konuşulacak olay ve durumlar var. Bunların hepsini anlatmayı bitirdiğimde hikaye bitmiş olacak ve altına imzamı atarken hayatımın fon müziği çalmaya başlayacak...

Doğruları söylemekten çekinmeyin. Hayat yalan söylemek için uğraşmaya değmeyecek kadar kısa. Ama yalan söyleme tecrübesini de edinin fakat alışkanlık haline getirmeyin. Yalan söylemeyi bilmiyorsanız size yalan söylendiğini de bilemezsiniz. Ve son bir tavsiye;
Yalan söylemeyi beceremiyorsanız; söylemeyin. Dışarıda tamamıyla gerçek bir hayat var ve siz eğer iyi bir yalancı değilseniz yarım yamalak hayal dünyanızı insanlara empoze etmeye çalışmaktan vazgeçin.

Veda etmeden önce; keyifli dinlemeler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder