Sayfalar

Rejenerasyon

 Selam. Bugün benim doğum günüm. Ne hoş değil mi; 21 oldum. Hiçbir vasfın olmadığı; ne 'daha 17 17 17 17'ymiş' heyecanı, ne 18'in ergen-reşit tripleri ne 'ne güzel şeysin sen hep yaşın 19' güzelliği, ne de gençliğin tam 'çılgın çağı' olan 20'lik var. Tam boktan bir yaş işte.

 Hani doğum günlerinde Facebook'ta notlara falan yazılıyor ya şu zamana kadar şunları şunları yaşadım, şunu fark ettim, şunlara teşekkür ediyorum vs diye. He işte onları yapanların da iq'larının 2 haneli olma olasılığını seviyorum.

 Hayattan zevk alma yeteneğim ingiliz anahtarıyla beyin ameliyatı yapmaya çalışan bir felçli kadar açıkçası. Çünkü sanki uzun süredir kendi hayatımı değil de bir başkasının hayatını yaşıyormuşum gibi. Herşeyin tozpembe olduğunu zannedip özgürüm tribinde takılırken  birkaç yumruk yiyip camdan yapılmış olmadığımı anladım ve sınırları zorlayarak yaşamayı seçtim.

Birkaç şeyi itiraf etmem gerekiyor sanırım.

 Müzik hayatımda artık tamamen farklı bir boyut aldı. Kuşlar bile melodili öter hale geldi.
 Bunlar da çipetpet ama lezzetli çipetpet değil.
 İlgisiz göründüğüm tüm o hatunlar; gerçekten de ilgimi çekmiyordunuz; üzgünüm.
 Son 1 aydır yediğim yemekten bile tad alamıyorum; öylesine sıkıldım hayattan; güldüğüme bakmayın.
 Sırf Rhcp şarkılarındaki Flea'nın manyak bass riflerini dinlemek için aldım o dev kulaklığı.
 Şu zamana kadar hayatıma kim girdiyse mutlu edemedi açıkçası. Her seferinde 'yalnızken daha mutluydum amk' diye düşünüp durdum.
 Buna rağmen gülüşü için sevdiğim kızlar oldu. Beraber bir geleceğin hayalini kurduklarım var; ama özlemedim.
 Çok fazla Pollyanna'cılık oynadım son 5 ayda.
 Facebook'tan bana her oyun isteği yolladığınızda bir kutup ayısı ayağına taş bağlayıp kendini soğuk sulara bırakıyor.
 Birbirimizi sevdiğimizi söyleyemeden geçirdiğimiz her dakika bir yavru köpek gözyaşı döküyor. Evet; hayallerimi süsleyen birisi var. Şimdilik sadece uyumama yardımcı oluyor.


 Neyse; burası itiraf sayfası değil zaten uzatmayalım.

 Geçmişimden haz almıyorum. Tamam; iyi kötü yaşadık eyvallah tecrübedir, olgunlaşmadır ama bana hiçbirşey katmadan, bugünüme tek bir faydası da olmayan geçip giden kayıp zamana da "iyi ki" diyemem. Onun için geleceğimden de pek umutlu değilim. Benim için yaşam sadece nefes aldığım an o nefesi vereceğimi ya da vermeyeceğimi görmeyi umarak şimdiyi tatmak.

 Oğlum var ya.. Vakit geçiyor, büyüyoruz ama bir bok olduğu yok. Her sene 23 Mayıs'ta kendimi 30 Şubat'taymış gibi hissediyorum. Öylesine boş, öylesine yokum ki.. Yarın bütün gün Otherside'ı gitarla çalıp söyleyerek odada dört döneceğimden adım gibi eminim açıkçası.

 Adettendir; bir yaş daha büyüdüm ve hayat bana şunu öğretti, bunu öğretti demeyeceğim. Ne kadar üzüldüysem hepsi insan kaynaklı oldu ve ben artık kimseye güvenmemeye, değer vermemeye başladım açıkçası. Bunun üzerine fazla konuşmaya gerek yok; sonunda hep insanlara söylediğim 'akışına bırak' olayını kendim yapmaya karar verdim. Ha; aklımda birisi var evet ama kovalamayacağım açıkçası. Bundan tam 1 sene önce tanımış olsaydım benimle olması için herşeyi yapabilirdim belki ama şimdi açıkçası ne dermanım var ne de zamanım. Malum; finallerim de yaklaşıyor, kendimi iyice derslerime verdim yani.

 Sorunlar var. Ve benim hiçbirşey için çözümüm yok. Oturup sadece 'Don't Forget Me - Live at Slane Castle' dinleyerek ömrümün sonuna kadar hiçbirşey yapmadan bekleyebilirim. Gitarı hayatıma sokmamın tek sebebidir Frusciante. Bak fark ettiysen sorunlarım var dedim ve hiç bahsetmeden konuyu değiştirdim değil mi? Anlatacak çok şeyinin olup anlatamamak böyle birşey işte.

 Senelerdir sanırım en sağlam doğum günü hediyemi Betsson veriyor. Doğum günüme özel %100 para yatırma bonusu ve 5 Tl'lik ücretsiz bahis çeki.

 Eğer beni gerçekten seviyor olduğunu hissetseydim, benim için gözyaşı döktüğünde yanında olup o gözyaşlarını silerdim emin ol. Ya da o gözyaşları hiç dökülmezdi.. Anlatabildim mi?

 Hayır; ben gece yatarken onunla ilgili hayaller kuracağım; o da gidip 'yarın ne giysem' diye düşünürken uyuyakalacak. Ondan sonra neden üzülmüyorsun, neden özlemiyorsun. Buna eski Yunan'da 'bisiktirol vakası' deniyor.

 Şuna inanıyordum. Hayatta elin kötü olsa bile risk alarak kazanabiliyorsun. Çünkü eli iyi olan değil iyi blöf yapan kazanır. Hep buna inandım; pek fazla kazanamadım. Çünkü masada yolunacak enayinin ben olmadığıma kendimi inandırmıştım; malesef ki benmişim.

 Beni Californication'un solosu olarak yaratsaydın belki daha hayırlı olurdu Allah'ım diyorum bazen. En azından insanlar beni dinlerken haz alırdı.

 O kadar da memnuniyetsiz ve aksi herifin teki değilim aslında. Ama herkesin tuttuğu kendine bundan sonra hacım yani üzgünüm. Birazdan da tıkınıp yatarım; bunları yazdığımı ve hissettiğimi unutup hayatıma devam ederim. Hayat benim ikizler bedenim için 2 kısımdan oluşuyor. Sanırım birisi balık, diğeri kova. Geceleri melankolik bir balık olup çıkıyorum; güneşle birlikte içimdeki özgür kova ortaya çıkıyor. Sanırım kankamın benim için yaptığı 'bir kova balık' burcu yorumu doğru gibi. Ama 'sen ikizlerden başka birşey olamazsın ki, ikizler olmasan koç olurdun; koç olmasan da piç olurdun' yorumunu da sevmiştim açıkçası.

 Gecelerim Under the Bridge, gündüzlerim Whiskey in The Jar tadında.


 Eskiden beridir her doğum günüm biraz daha arkadaşlarımdan falan soğumamı sağlıyor. Kendi çıkarı için ota boka arayan, senelerdir tanıdığım adamlar Facebook'tan 'doğum günün kutlu olsun cnm :)' yazıyolar. Sikerim öyle aşkın ızdırabını ben.
 Kimsenin de doğum günümü çılgın bir partiyle kutlamayacağına göre.. Ben yarın akşam alırım nevalemi inerim dere kenarına hacım.


 O samimiyetsiz doğum günü kutlamalarınızı alın ve başka bir kıtada yaşayın lütfen.


Her sene Teoman'dan paramparça paylaşacak değilim ya. Biz daha ölmedik.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder