Fantezi denince akla cennet geliyor genelde. En fantastik düşlerin olduğu yer çünkü orası. Yıllardır filmlerde 'huzur' sözcüğünün karşıtı olarak gösterilmiş bu ruhani yeri hepimiz merak ediyoruz tabiki. Gelin kısa bir hikaye okuyalım.
...
Gözlerinin kamaştığını hissetti önce. Açamadı bir an. Yavaşça kırpıştırıp yerinden doğrulduğunda irkildi. Havada duruyor gibiydi. Ya da hava yoktu, hiç olmamıştı.
Bilincinin oldukça parlak olduğunu hissediyordu ama varlığından yoksun gibiydi sanki. Boş, temiz ve saftı. Küçük hesaplarla dolan büyük boşlukların oluşturduğu hayat değildi kafasındaki. Sanki zaman kavramından azad edilmişti. Yaptığı her şeyi saniyesi saniyesine hatırlıyordu ama hiçbirşeyi iyi ya da kötü diye ayıramıyordu. Sanki yaşadıklarının hepsi yarı gölgeler gibi görünüp görünüp kayboluyorlardı. Davranış biçimlerini sorgulayamıyordu artık insanların. Çünkü orada insan yoktu. Ve şu anda kendisinin bile insan olduğundan emin olamazdı.
...
Baharda birkaç güneşli gün gibiydi. Ve devamını istemek avucunda su tutmaya çalışmayı denemek gibiydi. Bu yüzden boşverdi...
kısa hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kısa hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Üşürsün bazen
Titrersin.
Soğuktan olmaz bu hep.
Yalnız hissedersin kendini, bulduğun ilk duvarın bir köşesine çökersin. Aklından birşey geçmez. Kocaman bir boşluktur sadece. Zihnin bomboştur bir eylem telkin etmez ama bedenin titrer. Bir sigara yakarsın, ilk nefeste geçer.
Bazen 'siktir et' demen gereken anlar olur. Diyemezsin. Bir titreme alır seni. Sinirden olur dersin. Gözyaşların tutamaz kendilerini, yanaklarından aşağı süzülmeye başlar. Yediremedi bak derler. Bilmezler ki karşındakini kırmak istemediğin için susarsın. İçini tırmalar sözcükler; damarların çatlayacak gibidir. Nefretini kusup rahatlaman gerekir. Bunu beceremeyeceksen de 'siktir et' demen gerekir; diyemezsin.
İyi bir adam olman gerekir. Örnek olmalısındır bazılarına; ailenin kurduğu, senin için hayal ettikleri hayatı yaşamalısındır. İlk depremde güvenler sarsılır. O depremde değil ama sonrasında aklına geldikçe titrersin.
Bir kere ağzına aldığında daha da bırakamazsın. Onu bulamayınca titrersin. O kâfir'i yaktığın anda herşey biter. Yarınlar yokmuşçasına ağzındaki sigarayla sevişmeye başlarsın. Bitimine yakın zevkten titrersin.
Güler yüz beklediklerinden beklediğini alamazsın bazen. Suratını da çeviremezsin. Kalırsın o sikik ifade ile. Gülümsediğinde küçümseyen bakışlar görürsün o mat, sahte sahte bakan gözlerde. Lanet olsun size diyemezsin. Kendini gecenin karanlığına atasın gelir.
Beklersin bazen dakikalarca. O iki kuru dudak arasından çıkacak birkaç kelimeyi. Bakışlarınla yalvarırsın sözlere dökmezsin erkekliğe laf söyletmemek için. Gelmez o birkaç kelime. Sonra aklına gelir; üşütür seni düşüncesi.
Üşürsün bazen gerçekten de.. Kaloriferler yanmaz. Küfredersin. Yine bir sigara daha yakarsın. Bu sefer daha çok titrersin. Hem soğuktan, hem sigaranın verdiği hazdan.
Soğuktan olmaz bu hep.
Yalnız hissedersin kendini, bulduğun ilk duvarın bir köşesine çökersin. Aklından birşey geçmez. Kocaman bir boşluktur sadece. Zihnin bomboştur bir eylem telkin etmez ama bedenin titrer. Bir sigara yakarsın, ilk nefeste geçer.
Bazen 'siktir et' demen gereken anlar olur. Diyemezsin. Bir titreme alır seni. Sinirden olur dersin. Gözyaşların tutamaz kendilerini, yanaklarından aşağı süzülmeye başlar. Yediremedi bak derler. Bilmezler ki karşındakini kırmak istemediğin için susarsın. İçini tırmalar sözcükler; damarların çatlayacak gibidir. Nefretini kusup rahatlaman gerekir. Bunu beceremeyeceksen de 'siktir et' demen gerekir; diyemezsin.
İyi bir adam olman gerekir. Örnek olmalısındır bazılarına; ailenin kurduğu, senin için hayal ettikleri hayatı yaşamalısındır. İlk depremde güvenler sarsılır. O depremde değil ama sonrasında aklına geldikçe titrersin.
Bir kere ağzına aldığında daha da bırakamazsın. Onu bulamayınca titrersin. O kâfir'i yaktığın anda herşey biter. Yarınlar yokmuşçasına ağzındaki sigarayla sevişmeye başlarsın. Bitimine yakın zevkten titrersin.
Güler yüz beklediklerinden beklediğini alamazsın bazen. Suratını da çeviremezsin. Kalırsın o sikik ifade ile. Gülümsediğinde küçümseyen bakışlar görürsün o mat, sahte sahte bakan gözlerde. Lanet olsun size diyemezsin. Kendini gecenin karanlığına atasın gelir.
Beklersin bazen dakikalarca. O iki kuru dudak arasından çıkacak birkaç kelimeyi. Bakışlarınla yalvarırsın sözlere dökmezsin erkekliğe laf söyletmemek için. Gelmez o birkaç kelime. Sonra aklına gelir; üşütür seni düşüncesi.
Üşürsün bazen gerçekten de.. Kaloriferler yanmaz. Küfredersin. Yine bir sigara daha yakarsın. Bu sefer daha çok titrersin. Hem soğuktan, hem sigaranın verdiği hazdan.
Karanlıktan Korktum Bir Kere; Şimdi Gölgemle Uyuyorum
Karanlıktı.. Yalnızdım..
Gerçekten karanlık. Yoksa hatırlardım.. Hiç birşey hatırlamıyorum.
Birden gözümü açtım. Açmadım aslında zorunda kaldım. Pezevengin biri küçücük popoma bir şaplak indirmişti. İlk tokadı orada yedim sanırım.
Sonrası da karanlık gibi biraz aslında. Dayatmalar, zorluklar, yeni birşey öğrenme çabaları.. İki ayak üstünde durmak devrimdi benim için. Birşey için daha birine ihtiyaç duymayacaktım artık. Giderek bağımsızlaşıyordum.
Ama sormadılar bana. Uzun bir yol bu demediler bana. Götüne şaplak atacağız demediler. Sıkıntı çekeceksin, üzüleceksin, güleceksin, sebepsiz yere sırıtacaksın demediler. Aşık olacak, özleyeceksin demediler. Hiç ipucum yoktu geldiğimde. Ne yapacağımı bilmeden savrulup durdum senelerce annemin elimden tutmasıyla sadece.
Bazı şeyler öğrendim giderek. Kendim için yaşamam gerektiğini. Yaşamak için de kendim olmam gerektiğini. Arkadaşlıklar birer durak gibiydi, yolda rastlıyor ve hepsinden birşeyler öğreniyordum. Sonra gitme zamanı geliyordu. Bu yolda hep birlikte yürüyebilmeyi isterdim. Bazen gerçekten de eğlenceli olabiliyorum.
Gecenin karanlığına bir sigara izmaritinin kırmızılığı ile savaş açtım bazen. Çektikçe dumanı beni zehirleyen; sonra da uçup giden.. Onlardan halkalar yaptım. Tamamen geride bir eser bırakma çabası. Kimisi de resim yapar.
Hangi sabah uyanıp da bugün dünden farklı dedim hatırlamıyorum. Telefonuma baktığımda bana saat denilen zaman ölçme birimini gösterirdi. Yeni aydınlıklar görme umudu ile dün gece denize atmıştım aydınlığımı. Sonrasını toparlamak zor olacaktı biliyordum. Ama iyi şeyler asla ölmez ve umut iyi birşeydir. Yeni ışıklar için düştüm yollara. Kulağımda bir çağlayanın çağıldaması; burnumda o baharın tanıdık toprak ve taze kesilmiş çimen kokusu..
Adamlar gördüm.. 'dibe battık' deyip de kadından kadına atlayan; motorla gezerek fotoğraflar çekip yemek yapan. Sonra aynı dünyada başka adamlar da gördüm. Bir lokma ekmeğini tanımadığı birisi ile paylaşıp beraber gülebilen.
Doğaya tecavüz edercesine kendi götlerinin rahatı için çalışan gözünü kin bürümüş, burnunun ucunu değil de nerede yok edilecek doğallık var onu gören hırslı insanlar gördüm. Ses çıkarmıyordu kimse. Bende birşey diyemedim. Devam ettim yoluma.
Barlarda bacak arasına girmek için türetilmiş sevgi cümleleri kadar kıymet görmüyormuş; bir insanın ruhuna ilişmeye can atan ahmak aşığın çığlıkları. Güzelliğim sana fazla diyebilen insanlar gördüm. Sanki güzelliği kendi emeğiymiş gibi konuşuyordu. Ve beğenmiyordu başkalarını; sanki onların suçlarıymışçasına. Ve diğer insanları gördüm; bu burnu büyük insancıkların tek gülüşüne tüm ruhunu ortaya dökebilen..
Eksiksiz birşey gördüm diyemem bu hayata dair. Her gece ışığımı kapatmadan yattım. Karanlıktan değil, gölgemi bir sabah uyandığımda beni terketmiş bulacağımdan korktum.
Boşluk doldursa da bazen içimi;
Yaşamaya gerçekten heveslendiğim anlar oluyor.
En başta karanlıktı demiştim ya hani;
Bu sefer gölgem de olsa birileri yanımda.
Ve karanlığı seviyorum artık.
Daha mutluymuşum meğer orada..
Gerçekten karanlık. Yoksa hatırlardım.. Hiç birşey hatırlamıyorum.
Birden gözümü açtım. Açmadım aslında zorunda kaldım. Pezevengin biri küçücük popoma bir şaplak indirmişti. İlk tokadı orada yedim sanırım.
Sonrası da karanlık gibi biraz aslında. Dayatmalar, zorluklar, yeni birşey öğrenme çabaları.. İki ayak üstünde durmak devrimdi benim için. Birşey için daha birine ihtiyaç duymayacaktım artık. Giderek bağımsızlaşıyordum.
Ama sormadılar bana. Uzun bir yol bu demediler bana. Götüne şaplak atacağız demediler. Sıkıntı çekeceksin, üzüleceksin, güleceksin, sebepsiz yere sırıtacaksın demediler. Aşık olacak, özleyeceksin demediler. Hiç ipucum yoktu geldiğimde. Ne yapacağımı bilmeden savrulup durdum senelerce annemin elimden tutmasıyla sadece.
Bazı şeyler öğrendim giderek. Kendim için yaşamam gerektiğini. Yaşamak için de kendim olmam gerektiğini. Arkadaşlıklar birer durak gibiydi, yolda rastlıyor ve hepsinden birşeyler öğreniyordum. Sonra gitme zamanı geliyordu. Bu yolda hep birlikte yürüyebilmeyi isterdim. Bazen gerçekten de eğlenceli olabiliyorum.
Gecenin karanlığına bir sigara izmaritinin kırmızılığı ile savaş açtım bazen. Çektikçe dumanı beni zehirleyen; sonra da uçup giden.. Onlardan halkalar yaptım. Tamamen geride bir eser bırakma çabası. Kimisi de resim yapar.
Hangi sabah uyanıp da bugün dünden farklı dedim hatırlamıyorum. Telefonuma baktığımda bana saat denilen zaman ölçme birimini gösterirdi. Yeni aydınlıklar görme umudu ile dün gece denize atmıştım aydınlığımı. Sonrasını toparlamak zor olacaktı biliyordum. Ama iyi şeyler asla ölmez ve umut iyi birşeydir. Yeni ışıklar için düştüm yollara. Kulağımda bir çağlayanın çağıldaması; burnumda o baharın tanıdık toprak ve taze kesilmiş çimen kokusu..
Adamlar gördüm.. 'dibe battık' deyip de kadından kadına atlayan; motorla gezerek fotoğraflar çekip yemek yapan. Sonra aynı dünyada başka adamlar da gördüm. Bir lokma ekmeğini tanımadığı birisi ile paylaşıp beraber gülebilen.
Doğaya tecavüz edercesine kendi götlerinin rahatı için çalışan gözünü kin bürümüş, burnunun ucunu değil de nerede yok edilecek doğallık var onu gören hırslı insanlar gördüm. Ses çıkarmıyordu kimse. Bende birşey diyemedim. Devam ettim yoluma.
Barlarda bacak arasına girmek için türetilmiş sevgi cümleleri kadar kıymet görmüyormuş; bir insanın ruhuna ilişmeye can atan ahmak aşığın çığlıkları. Güzelliğim sana fazla diyebilen insanlar gördüm. Sanki güzelliği kendi emeğiymiş gibi konuşuyordu. Ve beğenmiyordu başkalarını; sanki onların suçlarıymışçasına. Ve diğer insanları gördüm; bu burnu büyük insancıkların tek gülüşüne tüm ruhunu ortaya dökebilen..
Eksiksiz birşey gördüm diyemem bu hayata dair. Her gece ışığımı kapatmadan yattım. Karanlıktan değil, gölgemi bir sabah uyandığımda beni terketmiş bulacağımdan korktum.
Boşluk doldursa da bazen içimi;
Yaşamaya gerçekten heveslendiğim anlar oluyor.
En başta karanlıktı demiştim ya hani;
Bu sefer gölgem de olsa birileri yanımda.
Ve karanlığı seviyorum artık.
Daha mutluymuşum meğer orada..
Peki Sen Bana Neden Gülmedin Hayat?
dur.. artık çok geç zaten. filmlerdeki gibi bir sürpriz de beklemiyorum senden. hayatımın bir anda tam anlamıyla değişemeyeceğini düşünüyorum. sürprizlerden nefret ederim ayrıca. yapmayacak kadar da bencilsindir sen, az ipneliğini görmedim yani, biliyorum. çok şey istiyorum sanırım. doğumum en kötü seçimim oldu; mükemmel kararların adamı olma şansımı kaybetmiştim böylece. ağlayarak mı içime çektim ilk nefesimi hatırlamıyorum. -ama artık duman solumak hoşuma gidiyor-. her ağlayasım geldiğinde senin tam bir orospu çocuğu olduğunu düşünüyorum ne elde ettiysem sayende keyfini süremeden kaybettim. ilk kazancımı mahallenin piçleri dövüp elimden aldıklarında boğazıma oturan yumru da sendin, en çok sevdiğim insanın 'gidiyorum' demesine göz yuman da. sen gerçekten bir orospu çocuğuymuşsun. benden ne istemiştin bu kadar? ne kadar batmıştım ki sana da bunları bana reva görmüştün. ben seni tanımıyordum bile, taa ki iyice yüzünü gösterene kadar. önce bana bazı insanlarla aramızda sınırların olacağını öğrettin.onlar kadar zengin, onlar kadar mutlu, onlar kadar 'onlar' olamayacağımı öğrettin.beğenmediğim şeyleri hep gözüme soktun, geri çıkarınca da değerini anlayıp onları istedim; bu sefer de benden kaçırmaya başladın. toplumun dayatmalarına, isteklerine, gerekliliklerine boyun eğdirdin hep. istediklerimi yapmama bir an olsun izin vermedin. para istedim, mutluluktan biraz tattırdın. tam anlamıyla mutluluk istedim, parayla satın alınabilecek mutlulukları gösterdin. bu sırada ben hâla para istiyordum tabi. net konuşacağım, aforizmalarla boğmak istemiyorum artık seni. günümüzde bunu birçok ergen benim yerime yapıyor. onlardan ne aldıysan artık nerene sokacağını merak edenler var. neyse, bu onların sorunu. hiç seninle planlarımız uyuşmadı. ben bisikletime atlayıp yeni yerler keşfetmek istedikçe sen yola çıkan araba, bisikletten düştüğüm yokuş, geç geldiğim için kızan annemin sitemi oldun. ben yeni bir sevgili istediğimde ilk sabunu uzatan da sen oldun. her nefes almak istediğimde kalbime giren ağrıydın sen. fazla şey istemiş olabilirim, en azından ilk kız arkadaşıma dokunmama engel olmayabilirdin, çocuktuk o zaman nasıl olsa.ilkokula başladığımda en çalışkan bendim. lütfun için teşekkür ederim, sayende yüksek beklentilerin altında hala eziliyorum. çok yakışıklı bir çocuk olmadım, ailem çok zengin değildi. babam da şanslı bir insan değilmiş demekki. popüler hiç değildim. sınıfım dışında tanınmazdım. bana verdiklerini en iyi şekilde düzene koyup onu insanlara sunmaya çalıştım. sayısı belli olan saçımı havaya dikmek -yakışıklı hissettiriyormuş o zamanlar- veya gereği kadar olmayan boyumu uzatmak için basketbol oynamak gibi. seni bunlar için pek suçlamıyorum tabi. birçoğu benden kaynaklanıyordu sanırım. belli bir zamandan sonra seni ben şekillendirdim. her sene, her ay, her hafta, her gün.. üstüne hep bir tuğla koyarak inşâ ettim seni tıpkı bir bina gibi. ilk depremde de yıkılmadın halbuki. sağlam yapmışım seni. bazen de sen bana sundun seçenekleri. yada seçeneği. ama seçtirmedin. önüme geleni kabul ettim ben. dayatmalarına, ısrarlarına hiç karşı duramadım. sonra kendi kredimden kullanmaya başladım. üzülmeye değer, değerli birşey olduğunu düşündüm. sonunda hesap vereceğimden -neyin hesabını verecektim bilmiyordum ama yine de- korktum. hep iyi şeyler yapmaya çalıştım. delikleri bayağı büyük olan -içinde bulunduğum toplumdan dolayı- toplum eseri akıl süzgecinden geçmek için çırpınan dayatma ve baskılardan yararlandım. hep iyi bir insan olmam söylendi. iyi bir yaşam, iyi bir hayat.. evet herşeyin sonunda sen vardın. 'kader' dedim suçladım seni. ya da kendimi suçlu hissetmemek için uydurulan bu kurguyu öne sürdüm. bilmiyorum dostum. bazen insanlar çok şanssız oluyorlar. kimisi doğuştan kimisi sonradan . bir felaket herkesin başına gelir; şanssız olan zarar görür..neyse, şans kavramını da bir kenara bırakalım. bazı tercihleri dayatmıştın ya bana -zorla olanları- hani. benim tercihim olmamasına rağmen sonra bir de karşıma çıkıp 'sen bunu yaptın bunun cezası-ödülü bu' dedin. 'yapacak birşey yok, bunu hakettim ben' dedim. sanırım en baştan haketmemiştim. fazla ayrıntıya girmeyelim artık. ne kadar düşüncesiz olduğunu biliyorum. hayat, beni cok yordun. sana verecek birşeyim yok artık. sana dair planlarım, gelecek için düşüncelerim yok. senin de bana dair planların olmasın. artık senin bana kattığın tecrübelerle yetineceğim. ve sana en büyük tecrübemi ve nacizane hediyemi de sunarım. Orta parmağım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
