Sayfalar

Bitkin


 Sıkıldım.
 Dur şarkısız yazmak olmaz.




 Son birkaç aydır (sanırım 9 aydır falan) ağzımdan en çok çıkan söz bu sanırım. Aslında altında yatanları bilmeden sadece yorum yapan insanları gördükçe daha da soğumaya başladım hayattan.

 Fransızca şarkılar dinleyip bütün gece bilgisayar başında sabahlamaktan düşünecek hiçbirşeyimin kalmadığını fark ettim. Candy Crush oynatmaktan başka hiçbir işe yaramayan bir bilgisayara sahibim. Sanırım yaratıcılığıma nerf gelmiş olmalı.


 Sadece şuna inanarak yaşıyorum. Benim için yaratılmış bir insan var ve şu anda birbirimizden habersiz bir şekilde hayatlarımızı sürdürmekteyiz. Beni canlı tutan tek şey bu sanırım.

 Çok fazla şey için geç kalmış gibi hissediyorum kendimi. Sanki hep yanlış insanlar için yanlış şeyler yapmışım gibi hissediyorum. Çok fazla aldandım. Kendi kendimi kandırdım. İnanır mısınız; son ilişkimde tamamen kendimi teskin ede ede hoşlandım, sevdim ve sevildiğime inanmaya çalıştım. Zerre değer vermese bile kendimi değerli olduğuma inandırdım. Kafamda kurguladığım aşkı yaşadım, kafamda kurguladığım tripleri kafamda attım ve kafamda kurguladığım sonu kafamda oynadım. Hepsi kendimi birşeylere inandırma, birşeylere güvenme ve sevme isteğimden kaynaklıydı.

 O kadar çok şey var ki anlatılacak.. Hangisinden, neresinden başlasam.. Paylaşmayı çok seviyorum evet ama ben söylediğimi ağzı açık dinleyecek olanı değil beraber yorumlayabileceğimiz birisini istiyorum artık.

 İnsanlar senden etkilenmeli. Bütün bilgi birikimini belirli bir süre zarfında dökemeyebilir, potansiyelini gösteremeyebilirsin. Ama etkileyici olmalısın. Dış görünüşünün canı cehenneme, sen önce kendini bir insan olarak yetiştirmiş olmalısın. Karşılığında hiçbirşey bekleme. Dök eteğindeki taşları, unut bir an olsun yalnızlığını. Sonrasında ise git. Gerçekten; arkana bile bakma. Hatırlanmıyorsan eğer; işini iyi yapmışsın demektir. Zaten görünen fotoğrafı vesikalıktır her zaman yalnızın.

 Kimsenin beni umursamadığına emin olduğum hayatım sona erdiğinde ölüm meleği gelip benden ruhumu, silahımı (bedenimi) ve rozetimi (benliğimi) teslim etmemi istediğinde hani o Hugh Jackman'in X Men filmindeki bar sahnesinde 2 adama dediği 'Go fuck yourself' lafını etmeyi istiyorum. Kanatlarını açtığında tüm evreni kaplayabilen bir doğaüstü yaratığın bunu pek de umursayıp alınacağını zannetmiyorum.

 Uzun zaman oldu birşeylerden etkilenmeyeli. Ya gerçekten de bunu söylemek istemiyordum fakat son ilişkimin de bir kezbanla olduğunu fark ettiğimde hayattan bir daha soğudum. Her seferinde çok şey gördüğünü söyleyenlere rastlıyorum. Tamam hepiniz aşık oldunuz, hepiniz acı çektiniz, hepiniz ergenliği atlattınız, düzenli seks yaptınız, özgürlüğü tattınız. Baban saat 8 de evde olmanı istediğinde 7.30 da eve damlayıp annenin verdiği harçlığa itiraz bile edemeden yaşadın hayatını. Sadece yalnızlığı geçsin diye seni yanında tutan birisi ile çok büyük aşk yaşadın, terk edilince de kimse sana yüz vermedi diye büyük yalnızlıklar çekip acı içinde kıvrandın. Evet bebeğim hayat bu kadar basitti işte. Bana zaten en büyük mutluluğu da acıyı da tattığını söylediğinde gözlerimi kapatıp bir an o kanın beynimde hızla ısınıp bütün vücuduma dağıldığını hissettim.

 Ve vazgeçtiğinde bitiyor tüm savaşın. O andan sonra kaybetmiş olmak bile umrunda olmuyor.

 Zaten ıslanmış bir adama şemsiye vermek gibiydi gülüşün. Her şey zaten yolundaydı. Mükemmel bir hayatım yoktu ki. Olması gereken de oydu zaten. Sadece yaşıyordum.

 Herşeyden bunaldım, hayat çok bohem triplerine girip de ilgisini çeken bir olay olunca çocuk gibi üşüşüp ilgilenen insanın samimiyetsizliğine gülerim ben.

Karşındaki insandan daha karizmatik, daha zeki ve daha üstün olduğunu fark ettiğinde işin tüm albenisi kaçıyor. Artık o saatten sonra umursamıyorsun gerçekten.

 Yalnızlıktan sıkılırım, yalnız olmadığımda yalnızlığı ararım. Sinemadan klasik müziğe, elektronikten Fransızcaya, her türlü sanata ve spora dayanan çok geniş ilgi alanlarım var. Ciddi anlamda çok fazla okurum. Kültürel ve gündem konularında gözümden hiçbirşey kaçırmam diyebilirim.

 Ve hala 1.90 ve yakışıklı olmamakla itham ediliyorum.

 1.50 boyuyla ayaktayken ağzına alabilmek isteyen ne çok kıza rastladım şu hayatımda.

 Herkes hak ettiğini yaşasın, bana gölge etmesinler yeterli. Ben istediğimde istediğim kişinin olurum zaten. Benden sahiplenilmeyi beklememi beklemeyin.

Miskin.


 Aslında yazının başlığı 'fool'. Ama İngilizce başlık koyup Türkçe yazacak durumda değilim şu anda. 'Aptal' olarak çevrilen 'fool' kelimesini başlıkta öyle çevirmeyi uygun gördüm. Çünkü anlatacaklarım bir 'fool' un hikayesi. İsterseniz aptal dersiniz artık; isterseniz miskin..

 Yazının şarkısı da bu. Sonunda paylaşırdım genelde ama bu sefer sondaki şarkı olayın özeti olacak gibi.



 Hikayeler anlata anlata bitmiyor bende bir türlü değil mi? Bir gün dönüp baktım da hayatımdaki her insana bir sürü şeyler anlatıp durmuşum. Hiç susmadığım gibi sadece konuşmuş, dinlemenin asıl erdemini unutmuşum.

 Ya başımdan geçenleri oturup yazsam roman olur derler ya hani; işte o işi ben yapsam ortaya çıkan şey fıkra kitabına romantik polisiye banılmış mizah dergisine benzer yemin ediyorum.

 Falımda 2. dönemin başında uzun bir yolculuğa çıkacağım, kalbimin sesini dinleyip onun peşine gideceğim çıkmıştı. Ya da ne bileyim bakan kişi öyle bir maceraya sokmak istemişti ki beni bana bunları söylemişti. Ben de etkilenip uzun zamandır hasretini çektiğim 'bana değer veren' insanın yanına koştum ilk fırsatta. Onun şehri ile benim şehrim arasında upuzun mesafeler vardı; kafamızı hep kurcalayan soru da aynıydı zaten. Özlediğimizde sarılamamak..

 Ne yalan söyleyeyim; kişileri özleyen bir insan değilimdir. Aynı davranışı bana gösterebilecek bir oyuncak ayıyla bile kendimi avutabilirim anlayacağınız. Elimi tutup gözlerime gülebilecek bir oyuncak ayı edindiğim gün zaten insansız hava sahalarına doğru yolculuğa çıkmayı düşünüyorum.

 Zaman geçtikçe bazı şeyleri ona yüklemeye başladığımı fark ettim. Uzun bir özlem, yalnızlık ve yalnızlığın getirdiği huysuzlukla siniri ona boşaltmaya çalıştım.

 Zamanındaki arabesk sevmelerim, aşkımdan ölmelerim bu sefer işe yarayamayacak gibiydi. Bu seferki fazla kırılmış, üzerine bir de tribe girmişti. Aa ama dur ya. Ben alışkınım buna. Ver hadi elini bak yıldızları seyredelim. Sana bir hikaye anlatayım mı? Sonbaharda ağaçlar kururmuş.

 Yalnızlığında boğulduğunu öylesine göz ardı etmişti ki; her kitaptan, filmden, şarkıdan kendisine ibret alınacak birşeyler bulmuştu. Bana benziyordu; fakat o rüzgarı öpmeyi bilmiyordu.

 Kendimi fazla kaptırmadan işime bakmalıydım bir yandan da. Ama 23 yaşına gelmiş hala oturmuş jelibon yiyen bir adamken bunu nasıl becerebilirdim ki? Ne istediğini bilen, hayatının planlı, programlı ve dengeli yaşayan birisine karşı ne kadar şansım olabilirdi acaba? Jelibon konusuna girmiyorum daha fazla. Çokokrem yemek için şehir değiştirdiğimi bilen bilir.

 Neyse ne moruk. En azından ''denemedim'' dememeliydim. Hiçbir zaman 'keşke' dememek için yaşadık ya şu kodumun hayatını, bir kere evet olur dendiğinde artık o defter kapanıyor benim için. Çünkü gerçekten istediğim birşey olduğunda sadece gizliden gizliye Allah'tan onu bana vermesini diliyorum. Gidip istediğim ve elde ettiğim herşey sanırım onu yapabildiğimi kendime kanıtlayıp özgüvenimi arttırmaktan başka hiçbir işe yaramıyor.

 Ve sanırım Allah'ın bana bir kere lütfettiğini kaybedince artık dilediklerimi  gönderme işini yarıda kesmekte. Belli bir noktasına kadar getiriyor, kalanını ben almak zorunda kalıyorum.

 Çok sevmiştim moruk. Anlatabiliyor muyum? Vazgeçtim kendimden. Herşeyimden vazgeçtim. Sadece o vardı benim için. Temiz ve saftı. Sadece o insandı benim gözümde. Yapmak istediğim herşeyin içinde sadece o vardı.

 Evet evet sen..  Müzik dinlerken hani bazen sözleri ya da melodisi dokunup acıtmaya başlayınca gözlerim dolmasın diye yukarı bakmaya çalıştığım her anda gölgesi tavanda dans eden melek...

 Çok erken oldu be gidişin.. Senden sonra herkese inandım ben be meleğim. Herkesi senin gibi zannettim, saf ve temiz duygular beslediğim seni kaybettikten sonra dediğini zor da olsa yerine getirdim. 'İnsanları üzme, onların sana değil senin onlara ihtiyacın var' demiştin ya.. Ben hayatıma her giren kıza kendisini prenses gibi hissettirmeyi başardığımı düşünüyorum. Belki öncekilerden hiçbirisi bunları okumuyor bile; belki bu yazı yayınlandıktan aylar sonra fark edecek herhangi birisi.. Senin gibi her gece rüyama da gelmediler zaten. Beni yukarıdan bir yerlerden izlediğini biliyorum. Merak etme; şarkımızı kimselere söylemedim; o güvende.

 İşte senden sonra kapıldım birkaç rüzgara. En son seferkinden bayağı hoşlanmıştım. Yemyeşil gözler, yemyeşil gözler. Valla sayacak başka özelliği yoktu. Ne bileyim; sevdiğinde insan kusur da aramıyor güzel yön de.

 Uzun bir yolculuğa çıkma kararını 4 dakika içerisinde alıp atlayıp gittiğimi hatırlıyorum. Bir süredir zaten beraberdik; sadece falda çıkanı yerine getirmem gerekiyordu.

 Hikayesi uzun, ömrü kısa.

 Hani demişti ya bana 'filmin sonu kötü bitti. zaten yani iyi sonla bitse film olmazdı masal olurdu. umarım bizimkisi film değil masal olur' diye. Bizimkisi sanırım ufak bir okuma parçası olarak kaldı. Ne yaşanılanı vardı, ne yaşanacağı. Geleceği de geçmişi de boka batık 2 insan.. Önyargılar, maskeler, duvarlar.. İki taraf için de birbirini çözmek uzun sürecekti. Aslında kolay insanlardık, dışarıdan öyle görünmeye çalışıyorduk. Kim bilirdi ki aslında onun zor, benim ise donuk olduğumu.

 Anlatması ömür sürse de yazması 2 saniye. Sözün özü; sevdim ama bunlar lezzetli çipetpet değildi. Anlamadın değil mi? İşte anlatması ömür sürer dedik ya. Ne sevdiğimden birşey anladım, ne sevildiğimden. Koskoca ay sadece benim seni sinirden ikiye bölme isteklerimle dolu geçti.

 Her ilişki sonunda söylenilen gibi 'bittiğine üzülme, yaşandığına sevin'. Kolpa ya bu. Valla kolpa. Ben hiçbir sikim anlamıyorum böyle olunca valla. Ama şöyle de birşey var. Şuanda geçmişimden hiç kimse için kılımı bile kıpırdatmayacağım bir gerçek. Hani diyorsunuz ya ''senin gibi bir adamı nasıl üzmüşler, nasıl kırmışlar valla çok acayip vs vs'' diye. Heh o yüzden işte. Çünkü gerçekten kırılana kadar işin peşini bırakmıyorum, üstelik yalnız kalmak, zaman geçirmek ve ara vermek kavramım da olmadığı için kendimi gelip zorla kırdırtıp ondan sonra vazgeçebiliyorum. Ve vazgeçtiğimde inan ki artık hiçbirşeyin umrumda olmuyor ne yazıkki.


Egoistim evet. Kendime hayranım, kendimden vazgeçemiyorum. Sadece kendime değer veriyorum. Ama şunu biliyorum. Hiçbir zaman bir orospu tarafından terk edilip sonra piçe dönüşen adamlardan olmadım. İsteyerek ve bilerek kalp kırmadım, hak etmediği halde kimseyi üzmedim. Hak edenin de hakkından geldim. Belki de söylenecek birkaç sözüm daha kalmış olabilir; özellikle intikamını almam gereken bir demet papatya var fakat şimdilik gözardı ediyorum. Çünkü ben inanıyorum. Karşıma sevebileceğim birisi çıktığında ben geçmişi unutabiliyorum. En azından 'şunu yapmayalım yaaa hatırası var' demiyorum. Bu yazıya miskin diyerek başlarken aslında kendimden birşeyler yazmayı düşünüyordum; olay nasıl buraya geldi anlamadım. Kendimi anlatacak daha değerli zamanlar ve insanlar bulabilirim zaten.

 Ben kendi hayatımı yaşıyorum. Ve seninki benim hiç umrumda değil. Mutlu olacaksan eğer bensizken; olma. Üzüleceksen; üzülme. Bensizken sen hiç olma bence. Yani en azından benim için yoksun. Hiç olmadın, daha da olamayacaksın ne yazıkki.

 'Hoşçakal' iyi bir dilektir ve sadece hoş kalmasını dilediklerimize söylenir. Hak etmediği halde bunu dileyenlere değil.

 İşte şimdi anlam kazandı şarkımız.

Ching Chime.


 Dayanamadım cevabını.. Erken yolladım.. Biteceğinden eminim. Gerçekten eminim. Ben artık yoruldum çünkü senin cevabını beklemiyorum bile. Kendimi başkalarını mutlu etmek için yeniden şarj etmeye koyulmam gerekiyor. Belirsiz kız triplerin ile uğraşmak zorunda değilim..

 Bu sana son mektubum falan değil merak etme.. Sallamayacağını ve umursamayacağını bile bile sana birkaç kere daha yazacağım emin ol. Aklımdan tamamen çıktığın günden sonra ise öldüğünde cenazene bile gelmeyeceğim..

 Birşeyi belirteyim. Şuanda daha herşey bitti demedik ama ben öyle olacağını hissettiğim için şimdiden bu işi aradan çıkarmak istedim. Sevdiğimde, üzüldüğümde, özlediğimde, sinirlendiğimde, nefret ettiğimde.. Ne hissedersem hissedeyim yazarım ben kuzum. Bu sefer de büyük bir acı çekeceğimi düşünerek yazıyorum. Bu sefer filmlerden, şarkılardan, romanlardan alıntılar ve yalanlar yok. Sadece içimden geleni yazıyorum; çünkü kırmak ya da kırılmak artık umurumda değil çünkü gerçekten de senin için bittiğimi hissettim.

 Naber? Yalnız, kırgın ve umutsuzuz değil mi?

 Ya dur. Bu sefer ortalardan başlıyorum. Biraz karmaşık olacak ama sen gördüğüm en zeki kızsın. Bunların hepsini toparlayıp alman gereken mesajı alırsın elbet.

 Sanırım bizi kuruntularım bitirdi. Ama yok ya dur bakayım.
Senden nefret ettiğimi söyledim mi?
Bütün her şeyi geride bırakmak istediğimi söyledim mi?
Aklımı senden alamıyorum
Aklımı...aklımı...
Yeni birini bulana kadar

Evet bebeğim bu Damien Rice şarkısını attığında başladı şüphelerim. Asla kalbi kırık bir kadına güvenilmeyeceğini biliyordum. Ya bunca zaman neden bekledin peki yanılmak için mi dersen de eğer; gerçekten de benim sesimi duyunca mutlu olduğunu zannettim.
Daha fazla yalnızlık çekmeni gerçekten istemiyordum. Yaptığım salaklığın acısını zaten çekiyordum; üzerine bir de seni üzüp kırmak olmazdı. Ben farkındaydım yeni birisini bulana kadar beni hayatında tutacağını. Bulmadın evet ama gerçekten de bittim. Seninle ilk tanıştığım anda benim için tek olduğun oldukça açıktı. Fakat zaman hiç benim lehime işlemedi şu ömrümde.

  Şu ana kadar rastladıklarım arasında en iyisisin diyemem; ama son zamanlarda bayağı düşmüştü yani standartlarım. Ohh ilaç gibi geldin bebeğim. Tek sorunumuz ikimizin de egolarıydı. Aşacağımızı düşündükçe battık.

Cesur biri olduğumda, savaştığım şeylerin değil, sevdiğim şeylerin beni öldürdüğünü gördüm.  Ve o zamanlarda karar vermiştim mutluyken söz, kızgınken cevap, üzgünken karar vermemeye.

 Artık her şey yolundaymış gibi yapamıyorum. Gerçekten. Aslında aynı sorunları yaşıyoruz farkında mısın? Uyanmak istemiyorsan, berbat bir hayatın vardır. İşin ilginç yanı; uyuyamıyorsan da berbat bir hayatın vardır. Yani senin sabahtan yataktan kalkmak istemeyişin ve benim geceleri müezzinin sabah solosunu dinlemeden yatamayıp birkaç saatlik uykularla yetinmem aynı kapıya çıkıyor.

 Çok fazla düşünerek en mutlu anımı bile cehenneme çevirebiliyorum. Sevdiğim her kızı öperken aklımdan acaba öpmeyi özlediği birisi var mı diye aklımdan geçirmiştim. Sonrasında fazla yakınlığın getirdiği uzaklıklara çekilip acı çektik. Senin gibiydim aslında. Hep yapması gereken çok şey olduğunu hissedip, hiçbir şey yapmak istemeyen biriydim. Üşendim. Sevdiklerimi kovaladım hep yanı başımdan..

 Bak fark ettiysen; hiç isim olmadı. Eskiler, eski, daha önceki falan filan oldular hep onlar benim için. Hani dedin ya her salak kızın unutamadığı bir eski sevgilisi falan olur ama benim yok diye. Merak etme bebeğim benim de her aklı bir karış havada olan erkek gibi unutamadığım bir çift memeye sahip, uzun saçlı ve düşük zekalı bir mahlukat yok. Ego ego ego.. Sonumuz bir gün egodan olacak ama hayırlısı bakalım.

 Sözlükte sevgililerin ile ilgili şeyler çarptı gözüme. Merak etme aslında 480 entry'nin hepsini okudum. Senin hakkında artık hiç ummadığın kadar fikir sahibiyim. Bak bilgi sahibi demiyorum; çünkü seni çözmekle hiç uğraşmadım. Benim istediğim sadece seni tamamlamaktı; sen tamamlandığını düşündükçe ben uzaklaştım. Ne diyeyim; mutlu olduğun zamanlar bile sadece kendini sevmişsin sen. Altında yatan egonu kimse mi fark etmemiş bunca zaman? Neyse, erkekler kadınları bazen sadece yokluktan yanlarında tutarlar. Bu sebepten dolayı birkaçı senle olmuş belli.

 Seni facebook'ta arkadaş olarak kabul edemeyeceğim bu saatten sonra artık. Çünkü gerçekten senin çektiğin kıskançlık sendromunu artık ben çekiyorum. Her Facebook'a girdiğimde yaptığım ilk iş olarak senin profiline bakmak. Sonrasında sözlükte yazdıklarına falan bakıyorum. Çünkü merak ediyorum; seviyorum ve kıskanıyorum. Ve şunla şurada bunla burada, şunla ilgili şunu paylaşmış, bunun şu fotoğrafını beğenmiş olaylarını kaldıramam sanırım. Hele bir de bir başkasıyla ilişki falan yaparsan ohoo. Şu anda gerçekten de hakkın var yani sevgili değiliz, potansiyel bir yalnızsın, bir çift memeye sahipsin bu da seni benden hızlı bir şekilde istediğinle görüşmeye, çıkmaya haklı kılar.

 Ya yeter amk diyeceksin. Çok fazla konuştun başım şişti zaten sallamadığımı biliyorsun neden hala yazıp duruyorsun da diyeceksin.  Ne bileyim kuzum ya. Seni birşeyler anlatmaya değer buluyorum şu hayatta sadece. Ama biliyorsun ki ben sözcükleri değil, birini sevdiğinde bunu gösterebilenleri severim.

 Sana her yer ıssız geliyor. Kalbim bile. Sebebi belli. Birisini özlediğinde her yer sana ıssız gelmeye, herşey boş boş üzerine doğru yönelmeye başlar.

 Ben de hayatım boyunca hep uçlara gittim. Kararında sevemedim, kararında acı çekmedim, kararında özlemedim, kararında nefret etmedim. Hep en dibine kadar hissettim yoğun bir şekilde. Bundan o duyguları hissettiklerimin de haberleri oldu hep. Ama hepsi de biliyordu ki nefret etmeleri değil, acımaları daha çok koyardı bana. Ama bildikleri bir diğer şey de hiçbir zaman acınası birisi olmadığımdı.

 Sesini her duyduğum an gözlerimi kapatıp dünyayı unuttum ben. Gerçekten de. Sadece sana odaklandım, kalbimle dinledim. Gülüşünün her güzel şeyde aklımda yankılanmasının sebebi bu sanırım.

 Aşk asla gizli kalmamalı bence. Platonik olamadım hiç. Reddedileceğimi bile bile gidip söyledim. Senin beni artık hayatında istemeyeceğini bile bile sana geri geldim. Elimde birkaç parça özürle sadece. Umudum hiçbir zaman tükenmedi fakat bazen aklımla kalbim müthiş bir muhabereye tutuşuyorlar ve kalbim kazanıyor. Ama bu sefer aklım ve kalbim uzlaşmış gibiydi. En başında seni istediğimde olduğu gibi. Hep doğru bildiğim şeyi yaptım ama. Sonuçlarının canı cehennemeydi gözümde.

 Beni hiç takmayacağını ve aciz, umutsuz bir aşık olarak göreceğine eminim. Neden mi hala yazıyorum? Oralarda bir kalbinin olduğuna eminim. Ben yeniden atmasını sağlayamadım belki ama haberin olsun yani. En azından başka birisinin kalbinin olduğunun farkına varmasını sağlayabiliyorsun.

  Replik yok demiştik ama Big Fish'i sana sadece "Ve bir gün; beni asla sevemeyecek birine aşık olduğumu anladım." repliği için izletmiştim. Senleyken bunu hissettim yavrum. Belki de bu sebeptendir içimdeki sebebi 'sen' olan kelebekleri öldürmeye çalışmalarım.

  Aslında idolüm Tony Stark falan değil. Kendime edindiğim en yakın rol modeli oydu. İnsanların ezik büzük süper kahramanları örnek alacağı yere onu örnek almaları hoş birşey tabi. Ama sana defalarca söylediğim gibi benim içimde çok büyük bir karanlık var. Ve son çıkarımın kesinlikle doğruydu. Ben acı çekmek istiyorum. Çünkü içimde hala yaşadığım pişmanlıklar, eksikler ve hayal kırıklıkları var. Onlarla bir türlü baş edemiyorum. Senin gerçekten de beni iyi hissettirdiğini görünce tedavi edeceğini düşünmüştüm ama bana karşı hareket ve davranışlarından dolayı artık bunu senden bekleyemem. Çünkü birisine içini ne kadar açıp maskelerini ne kadar indirirsen eline o kadar fazla koz vermiş oluyorsun. ''Bizi biz yapan şey; yol ayrımına geldiğimizde yaptığımız seçimlerdir.''  demişti Dexter. Evet aslında tek idol ve rol modelim kesinlikle o. Ben ilk ayrıldığımızda yol ayrımına geldiğimizi hiç düşünmemiştim bu yüzden hiç seçim yapmadım. Ama sen kafanda bana karşı olan tüm iyi şeyleri bitirmişsin. Bu yüzden artık bu benim yol ayrımım. Sana tüm hayatın boyunca kulaklarından çınlaması gitmeyecek şeyler söyleyebilirim. Seni üzüp kırabilirim. Nasıl olsa artık bu saatten sonra beni ömrünün sonuna kadar görmeyeceğinden emin olabilirsin. Bunu daha önce çok fazla yaptım. Burnumun dibinde 4 sene geçirecek olanlara bile yaptım. Ama sana kesinlikle yapmayacağım. Çünkü onların hak ettiğiydi üzülüp kırılmak, senin hak ettiğin şey ise kesinlikle bunlar değil.

 Keşke seni kırılmadan, üzülmeden, kendi kabuğuna çekilmeden önce tanısaydım. Çok değişmişsin sen. Tecrübe dedikleri şey zaten ya çok görmekten ya da çok kırılmaktan olur. Öylesine nefret etmişsin ki sana kötülük yapanlardan, gözlerine baktığımda ruhundaki yaraların kanadığını gördüm açık açık.

 Şu an sana kin beslemiyorum. Sana karşı bir kötülük yapmayı düşünmüyorum. Aklımda senle ilgili kötü hiçbirşey yok. Fakat gün gelir de başkasını seversem o zaman seni hayatım boyunca affetmem. Buna kesinlikle emin olabilirsin. Emin ol çıkmaya başlamadan 3 gün önce sevmedim ki seni ayrıldık dedikten sonra anında silip siktir olup gideyim. Sadece yalnız geçirmemiz gereken zamanlarda ben kendi kendimi bitiriyorum. Sense alışkın olduğun yalnızlığa döndün. Bak yine kanıtlıyorum kendimi nasıl bitirdiğimi; belki de başkasıyla konuşuyorsun ve beni oyalıyorsun..

 Farketmez ya. Evet belki dengesiz olabilirim, potansiyelimi kullanmıyor olabilirim. Belki seni kırıyor veya (artık umursamadığın için sadece geçmişte) kırmış olabilirim. Ama emin olabilirsin ki seni sevmek konusunda benden iyisini bulamayacaksın. Buldum sandığında sadece sana kilometrelerce uzakta olduğumu aklına getir. Belki sana sarıldığında tüm acılarını unutturacak, öptüğünde ayaklarını yerden kesecek. Fakat bunları yapabilecek imkanlara sahip olamadığım için hayatımda gerçekten de değer verdiğim (bak sevdiğim demiyorum; sevmek olağan birşeydir. karşındakinin davranışlarını beğenirsen seversin ama değer vermek sadece kendini ikna etmek ve onu sevdiğine inandırmaktır.) kadın ellerimden kayıp gitti. Ve eminim kimse sana yakında veya uzakta hiç bu kadar yazıp içini dökmeyecek..

 Beklentiler gerçekten de yaralıyormuş. Şu birkaç gündür bana belki dediğin için kendimi bok çukuruna düşmüş umutsuz bir yaprak gibi hissediyorum. Oha ne kadar gerçekçi bir tanım oldu. Neyse siktir et boku püsürü.

  Aslında hiç 'aslında ne demek istiyor bu' diye düşünmedim biliyor musun. İlişki dediğin çok basit birşey. Hayırlısı deyip zamana bırakıyorsun ve olacağı birşey varsa oluyor. Ben sadece sana değer verip kıskandıkça abartmaya başladım.

  Güvensizlik ve sevgisizlikten dolayı acı içinde bir vücudum var. 'Gidersen bana bir dengini yolla' demişti jehan barbur bizim yurtta konser verdiğinde. O sırada banyoda oturmuş fayansın üzerinde sigara içiyordum. Evet dinlemek için güzel bir yöntemdi. İçimin nasıl cız ettiğini bilemezsin. Hep gittiler, bense aklımda ve kalbimde inşa ettiğim hayalleri yıkmak zorunda kaldım. Çünkü hiçbir zaman bir enkazın üzerine yeni birşeyler yapamazsın. Sakladım ama hepsini. Yazdıklarımda, çizdiklerimde, sözlerimde, içtiğim sigara dumanlarında.. Sonra vazgeçtim. Hepsinin adlarını birer sigaraya yazdım ve içtim. Hepsini teker teker.. Senin adın da yazılı şu anda önümdeki sigarada. Ama hemen içmeyeceğim. Sanırım uzun bir süre içmeyeceğim. Gerçekten kendimi bir başkası için hazır hissettiğim ve senin için gerçekten bittiğime ikna olduğum an çıkarıp o sigarayı bir şişe şaraba eşlik etmesi için içeceğim. İşte o gün de sana ulaşmaya çalışmazsam eğer; işte o vakit beni kaybettiğin için pişmanlık duyabilirsin.

 Ben senden 'hep kavga edelim ama hiç 'bitti' demeyelim' ilişkisi bekliyordum aslında. Ama olmadı be kuzum. Ve bu sefer gerçekten de bitmesini istiyorum herşeyin. Seninle ilgili herşeyin bitmesini istiyorum. Çünkü bilirsin; noktayı koymak ne kadar zor olsa da, tamamlanmış cümleler eksik kalmışlara göre daha az acı verir. En azından benimkisine 'Teli keserim olur biter' deniyor.

 Gülme ama lütfen. Ve senden tek bir isteğim var.. Beni unutma falan hikaye. Seni bu kadar sevip oturmuş bu kadar yazan adamın arkasından 'beni çok seven bir aptal vardı çok fazla severdi ama benim düşündüğüm hiçbirşeyi fark etmedi, sallamadığımı bile bile bana tutunmaya çalıştı'' deme. Özetle; nefret et ama acıma. Yapmayacağını bildiğim için kırmıyorum çünkü seni. Gerçi fersahlarca uzağımda olacaksın; kulağıma gelme ihtimali yok ama bazen öyle canım sıkılıyor ki cehennemdeki yanan ateşin sesini bile duymak istiyorum. Yani yapamayacağım şey değil.

 Daha fazla uzatmak istiyordum da vazgeçtim. Daha fazla iyi hissettiremem artık seni. Kendim boğuluyorum çünkü. Kendisi mutsuzluktan ölecekken seni güldürmeye çalışan insanın sana olan saklanamaz sevgisi diye bir şey var ya hani; işte o benim. Bendim yani. Ben olmalıydım hep ama olamam artık.

 Kendine iyi bak hoşça falan da kalma. Aslında birkaç satır yazıp bu yaptıklarımın hepsini yıkmak da vardı da neyse.. Sevdadandır demişti annem; sevdadandır demişti annem aldırma; aldırma gel yanıma.. Gerçek bir anne bulma isteğim yine olumsuz sonuçlandı. Dünyanızı sikeyim exit tuşu da yok. Bir gün hepsine sahip olacağım ama. Herşeyine. Tüm dünyaya.. İşte o zaman kuşların cıvıltılarını cennetten dinliyor olacağım.

 Ceren eğer gerçekten de bunca zaman beni sadece oyalayıp başka birşeyler çevirdi ve bir kere bile yalan söylediysen;

helal lan. Aklımı sikeyim.


 Ya gerçekten içimde kalmasın söyleyeyim. Seni bu hale getiren, kıran, üzen, yalnızlığa terk edenleri sikeyim. Sen benim için mükemmel bir ruh eşi olabilirdin. Neyse olmuyorsa zorlamadık biz de.

 Yalnız bir ayrıntıyı daha ekleyeyim. Ben seni Ankara'da ilk bıraktığımda zaten gözden çıkarmıştım; bu ara oynadığımız sadece küçük bir oyundu. Canımın sıkılmaması için ben de hiç ses etmedim. Ve oyun bu sefer gerçekten bitti. Seni gerçekten de bir seçim yapmaya zorlayacağımı mı sandın? Ben istediğimde o an devam ederdi ilişki zaten. Gelip de sana ne olur benim ol diye cidden yalvardığımı mı zannettin yoksa? Bu kadar yazdım sana evet onlar senden vazgeçmeden önceki hislerimdi.. Küçük oyunumuzu sadece sen istediğin için oynadık ve senin kazanmadığına da eminim.

Tercih senin.

Gudbay.



Yanılgı


 Erkek aşık olmamalıdır.. Erkek acımalıdır, değer vermelidir, sevmeli, okşamalıdır. Erkek; fırtınada kalmış bir teknenin limana sığınması misali, aciziyetinden kaçan kadınların sığınacağı güvenli bir liman olması gerekendir. Neden mi? Çünkü erkek kendini becertmemelidir, bir kere becerdiler mi bir daha dikiş tutmaz erkek, freni patlar, önüne gelene toslar, herkese madara olur. Seven sikilir arkadaş... Her boku ye ama sevme, aşık olma! Koru, kolla, değer ver, ilgi göster şımart ama sevme aşık olma.

yukariassagi/uludağsözlük

 Şimdilik kalsın. Devamını sonra getiririm.

İyi Adam, Kötü Adam

 Bir insana en fazla ne kadar kötülük yapabilirsiniz?

İşkence mi, öldürmek mi, ailesini kaçırmak mı, kolunu bacağını kırıp dilendirmek mi?
Fiziksel olanları bir kenara bıraktık hadi, ne kadar aşağılayabilirsin, gururunu kırıp küçük düşürebilirsin? Egonun yettiği kadarı ile kendini onun çıtasını aşağı çekmeye çalışarak ne kadar üstün gösterebilirsin?

 Bir topluma en fazla ne kadar kötülük yapabilirsiniz?

Bölmek mi, toplu katliamlar mı yapmak, sevdikleri bir insana suikast düzenlemek mi?
Onları muhtaç oldukları şeylerden yoksun bırakmak mı?
Fiziksel olanları yine kenara bırakalım; ne kadar umudunu kırabilirsiniz bir toplumun?
Ne kadar fazla birbirine düşürebilirsiniz; kötülüklerinden başka birşeyi düşünmeden ne kadar zarar görmelerini sağlayabilirsiniz?

 Güç; kontrol edebilenin elinde olunca adaletin hakim olduğu, edemeyenin eline geçtiğinde ise tamamen bir zulüm aletine dönüşebilen bir oluşumdur.

 Psikolojik ya da fiziksel olması önemli değildir; belirlenmiş bir tahribatın oluşabilmesi için birşeylerin yıkılması, dağılması, bozulması veya kullanılabilirlik dışına çıkması gerekir.